Oğuzhan Ersümer












Oğuzhan Ersümer

1975 yılında İzmir’de doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü (Yönetmenlik) mezunu. Yüksek Lisans ve Doktora öğrenimini de aynı üniversitede yine sinema alanında tamamladı.
Bilimkurgu Sinemasında Cyberpunk (Altıkırkbeş Yayınları, 2013) ve Yavuz Turgul'dan Terrence Malick’e Sinema Yazıları (Hayalperest Yayınları, 2014) kitaplarının yazarıdır.
Sinema Neyi Anlatır (Hayalperest Yay., 2015) adlı derleme kitaba Sinema Kendin Bilmektir bölümü ile katıldı. 1998 yılından bu yana Altyazı, Film Arası, Psikesinema, Hayal Perdesi, Sekans, Sinemasal, Toplumbilim, Özne Felsefe, Sufi Araştırmaları ve Koara gibi dergilerde, ayrıca beyazperde.com,
filmloverss.comotekisinema.comfilmhafizasi.com gibi sinema sitelerinde yazıları yayımlandı.
Barton Fink, Existenz, Gattaca, Pollock, Solaris, Talk Radio ve Groundhog Day gibi birçok filmle ilgili sunum ve söyleşiler gerçekleştirmiştir.
Antalya Sinema Derneği’nin “En İyi On Kısa Film” (2015) ve "En iyi 10 Kısa Animasyon" (2016) projesinin yürütücülerinden biridir. Uluslararası Antalya Sinema Günleri'nin (23-26 Şubat 2016) festival danışmanlığını gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda, Uluslararası Çok Kısa Filmler Festivali’nin (3-5 Haziran 2016) organizatörlerinden biridir.
Sinema Estetiği, Film Okuma, Sinema ve Felsefe gibi dersler vermekte olan, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyesi Ersümer, Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır.

Blade Runner 2049: Bu Kez Kar Yağıyor


Yemeğinizin içine sinek düştüğünde, onu çıkarsanız da mide bulandırmaya devam eder. Blade Runner 2049’a uygulanan sansür, benzer bir etki yaptı üzerimde. Filmi izlemeden sansürünü öğrendim, bir süre için ‘sanki’ biraz kabullenmiştim. Fakat sansürle bizzat karşılaştığımda, gerçekten midem bulandı. Şimdi anlaşılan, Burak Göral’ın aktardığına göre, sineği “yerel kültürümüze saygılı olmak için”, dağıtımcı şirket Sony Pictures koymuş filmin içine. Saygılı sansür! Çok tartışılacak, tartışılması gereken bir uygulama…
Blade Runner 2049’u şu ilk izleyişimden sonra, sanırım herkesten farklı bir şey söyleyecek değilim:
Öncelikle filmi 3D izlememiş olmayı dilerdim. Gösterim koşullarındaki bilinen sorunun (görüntü karanlık!) yanısıra, üç boyut teknolojisi ve estetiğinin (bana kalırsa) henüz yeterince gelişmemiş olması, bunun temel nedeni.
Filmin harika bir görüntü yönetimi var (Evet, Roger Deakins). Otur saatlerce, günlerce analiz et. İlk filmin ‘film noir’ evreni bana daha yakın olsa da, ‘kıyamet sonrası’nı da severiz. Yani, görüntüde pek sorunumuz yok.
Temel derdim şu: Blade Runner 2049, aslında 2049 yılında geçmiyor. İçinde bulunulan yıl da, yaşanılan olaylar da, replikantlar gibi, sık sık asıllarını yankılıyor. 2019’un gölgesinden çıkamamış Denis Villeneuve. Çıkmak istememiş, çıkartmamışlar ya da her neyse. Nedeni beni ilgilendirmiyor şu an. Sinir bozucu bulduğum Star Wars: The Force Awakens gibi bir durum var ortada. Daha çok, işi seriye bağlamak için iyi bir geçiş filmine benziyor Blade Runner 2049 ve tek başına ayakta duramıyor tam olarak. Hani şu bazı mercekleri, orijinali dışında, başka marka kameralarda kullanmak için geçiş aparatları vardır ya, öyle bir şey. “O kadar da değil” diyenler için: Lütfen ama, ilk filmde ‘bütün anlar zamanla, tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi kayboluyordu, bu filmde de karda kayboluyor.’ Üstelik bu tip sahnelerin sayısı hiç az değil. İlk filmin ‘gerçek’ anılarını, 'kopya' bir filme yüklemişler gibi.
Bir de şu ‘Her’ filminden çıkmış gibi duran holograma alışamadım. ‘Her’de daha iyi duruyordu.
Bardağın yarısı dolu, yarısı boş.
Görüntüler sersemletici.


Oğuzhan Ersümer